CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI

Cinsellik; yaşamın olumlu bir parçası, yaşanan ilişkinin bir ödülü, duygusal, düşünsel, davranışsal yakınlık ve özel bir yaşantı olarak tanımlanabilir. Karşıdaki kişiye karşı sevgi duyma, arzulama, koruma, kişinin huylarını ve özelliklerini merak etme, bugüne ve geleceğe dair hayaller kurma, dokunma, sarılma, öpme gibi birçok farklı boyutu bir arada barındırmaktadır. Cinsel işlev bozuklukları olması durumunda bu durumun tam tersine dönmesi mümkün hale geliyor. Bu nedenle cinsel ilişki yalnızca cinsel birleşme anlamına gelmemektedir. Birçok birey yakınlık kurduğu, iç dünyasını çekinmeden paylaştığı, kendisini sevilmeye ve sayılmaya değer olduğunu bildiği bir birliktelik yaşamayı ister.


Cinselliğin Fizyolojisi

Cinsel birliktelik erkekler ve kadınlar için belirli bir yanıt döngüsü içinde ilerlemektedir. Masters & Johnson (1966) yaptıkları çalışmalarla, cinsel yanıt döngüsünü uyarılma, plato, orgazm ve çözülme şeklinde dört basamaklı bir model ile açıklamıştır. Bununla beraber, Kaplan (1974), oluşturulan cinsel yanıt döngüsü modeline, yeni bir basamak olan cinsel arzuyu eklemiştir. Bu evre de, cinselliğin ifade edilmesi, paylaşma ve cinsel etkinliğe ilgi gösterme şeklinde tanımlanabilmektedir.

Uyarılma ilk basamakta yer almakta; fantezi, imaj ya da fiziksel uyaranların bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Cinsel uyaran şiddetlendikçe plato evresine geçilmektedir. Bu evrede, haz giderek artmakta ve orgazma geçişi sağlayacak noktaya kadar sürmektedir. Üçüncü basamak olan orgazm, cinsel hazzın dorukta yaşandığı andır. Bu evrede cinsel gerilim yerini kadınlarda vajina etrafındaki kaslar ve vasokonjesyon ile büyüyen dokuların ritmik kasılmalarına, erkeklerde ise karın adaleleri ve peniste ritmik hareketler ile ejakülasyona bırakmaktadır. Son basamakta çözülme evresi yer almaktadır. Orgazm sonrası ya da orgazm gerçekleşmemişse ilk iki basamaktan sonra cinsel gerginliğin azalmasıyla beraber bedensel değişimler normale dönmektedir. Bu süre cinsiyete, yaşa, cinsel uyaranın devamına ve orgazmın gerçekleşip gerçekleşmemesine göre değişiklik gösterebilmektedir. Kadınlar cinsel uyaranın sürmesiyle beraber yine bir orgazm evresine girebilirler. Erkeklerde ise çözülme sonrasında refraktar dönem denilen bir evre oluşmaktadır. Yineleyen bir cinsel uyarı olmasına karşın ereksiyon sağlayabilmek ve orgazm basamağına geçmek için erkekler ek bir süreye ihtiyaç duymaktadırlar.

Cinsel yanıt döngüsünü anlamak hem hangi evrede problemin oluştuğunu tespit etmede hem de ayırıcı tanıyı ve tedaviyi oluşturmada önem taşımaktadır.

Cinsel İşlev Bozuklukları

Cinsel işlev bozuklukları, kişinin cinsel uyarana karşı verdiği tepkiyi ya da cinsel doyuma ulaşmakta zorlandığı farklı unsurlardan oluşan bir takım rahatsızlığı barındırmaktadır. Bireyde tek bir cinsel işlev bozukluğu olabileceği gibi aynı anda birden fazla da bulunabilir. Cinsel işlev bozukluğunun kişinin ilk cinsel deneyiminden itibaren mi, sonraki cinsel deneyimlerinde mi ortaya çıktığı, yalnızca belli bir uyarana mı yoksa olaya ve partnere bağlı olarak mı değişip değişmediği ve şiddeti dikkate alınmalıdır.

Cinsel sorunlar kişide ve/veya ilişki yaşadığı kişilerde mutsuzluk, ümitsizlik, güvensizlik, sevilmeme, beğenilmeme, reddedilme, terk edilme gibi korkular yaratabilir. Yaşanan bu olumsuz deneyimler, sorunun daha da büyümesine ve zamanla kökleşmesine yol açabilmektedir. Kişinin kendisinde veya partnerinde cinsel sorun olduğunu düşünmesi halinde tedavi için erken başvuruda bulunması önemlidir.

Toplumumuzda önceki yıllara göre cinsel sorunlarda ciddi oranlarda bir artış ya da azalma olmasa bile, kişiler cinselliğin hayatın önemli bir parçası olduğu ile ilgili ve sağlıklı bir yaşam için, daha sık tedavi talep etmektedirler.

Unutulmamalıdır ki, kulaktan dolma yanlış bilgiler ya da uzman olmayan kişilerce verilen öneriler, cinsel işlev bozukluklarını daha da ağırlaştırmaktadır. Bu nedenle, uzun bir süre var olan bir problemle yaşamak yerine, uygun bir tedavi için profesyonel merkezlere başvurulmalıdır.

2 görüntüleme